ÖZER ŞENAY
(Sanatçı kişiliği,düşünceleri,faaliyetleri)

          1O/1O/1947-MANİSA‘da doğdu. İlk Müzik eğitimini,babasının ahbabı olan, Murat Germen İlk Okulu Öğretmenlerinden Haydar Bayçın’dan,İlk Okul eğitimine paralel olarak aldı. İlk eğitim süreci içerisinde(Muallim Necati Bey İlk Okulu’nda) müsamere koluna seçilmesiyle birlikte bu gün ki hayat hikâyesi başlamış oldu.
           Okulun Müsamere kolu,Halk Eğitim Merkezi Folklor Ekibi,Yorgancı Nazif Girgin,Yılmaz İpek;ve en önemlisi ise,evlerinde daima var olan müziğin harmanıyla şekillendi. İlk okulu bitirdiği yıl, yaz aylarında açılan İzmir Fuarına konser vermek üzere gelen Nezahat Bayram ve onun gurup şefi Hamdi Özbay’la,Manisa’ya program yapmaya geldiklerinde, yazlık Gediz Sineması önünde arkadaşına ait bir sazla beklerken  karşılaşması şans zincirinin ilk büyük halkasını oluşturdu. Bu büyük tesadüf onu konser guruplarını bekler duruma getirdi. Bir hafta sonra tekrar aynı Sinemaya gelen konser gurubu onu bu defa sahne arkasına kabul etti. Notayı öğrenmiş olması,gurupta maskot görünümünde durması,sanatçılardan özel ilgi görmesine neden oldu.
           Bu başlangıç yeni heyecanlar yaratarak,önce Talip Özkan’ın denetiminde ki ön imtihanı vererek İzmir Radyosu Stajyer kadrosuna,oradan da konserler nedeniyle ve Hamdi Özbay’ın teşvikiyle İstanbul Belediye Konservatuarının Mecidiye köyde ki çalışma ortamında Adnan Ataman idaresinde ki koroya devam etti.
           Sahne çalışmaları esnasında tanıdığı Muzaffer Erdem’in teşvikiyle,Orhan Gencebay,Arif Sağ,Osman Bayşu,Adnan Varveren,Vedat Yıldırım Bora,Orhan Akdeniz, ile birlikte,kendilerine hamilik yapan Abdullah Nail Bayşu’nun yönlendirmeleriyle Müzik Endüstrisine girdi. Stüdyo ortamında bir çok sanatçının plâk kayıtlarına eşlik etti. Stüdyoların ve ikâmetlerinin Beyoğlu olması,Film sektörüyle tanışmasına neden oldu ve böylece “Film Müziği” serüveni başladı.
           Aynı yıllarda (misafir olarak katıldığı) Fındıklıda ki Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari bölümünde,Prof. Fuat Özçelik Ayölyesinde iki yıl “Dekor Eğitimi” aldı. Manisa,da ağabeylerinin çocukluk arkadaşları olan, Film Yönetmeni Natuk Baytan,ve Ses sanatçısı Tanju Okan vasıtasıyla tanıdığı Şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın teşvik ve himâyesiyle,Dil Tarih Coğrafya Fakültesi bünyesinde ki kültürel faaliyetlere iki yıl devam etti. Bu arada Ümit Yaşar Oğuzcan ile Şarkışla-Sivrialan köyünden Ünlü Halk Ozanımız Aşık Veysel’i alıp İstanbul’a getirerek,Plak yapılmış eserlerinin telif haklarını toplama mesaisini gerçekleştirdi.
           İstanbul gibi her devirde Mega olan bir kentte ayakta dimdik durabilme mücadelesini sürdürürken tehir ettiği Askerlik hizmetini gecikmeli olarak olsa da,Kara Kuvvetlerinde tamamladı. Vatanî görevinden sonra Erol Büyükburç’un özel orkestrası “ELÇİLER” ile  Yurt içi-Yurt dışı olmak üzere bir buçuk yıl boyunca sahne çalışmalarına katıldı. Erol Büyükburç’un müzikâl kişiliğine Halk Müziği sentezini getirerek sanatçının repertuar yelpazesinin biraz daha açılmasına önemli katkıları oldu. Bu faaliyetlerin oluştuğu günlerde,Büyükburç vasıtasıyla tanıştığı Film Yapımcısı Hulki Saner’le Müzikâl Filmler üzerine araştırma sohbetlerine devam etti. Hulki Saner’in Amerika’da bulunduğu yıllarda edindiği tecrübeleri dağarcığına yüklerken,aynı zamanda Klârinet Sanatçısı ve Besteci olduğunun farkına vararak ilişkilerini daha yakın plânda tutmaya özen gösterdi. Bu sektörde ki önemli şahsiyetlerle tanışma fırsatları yakaladı. Özellikle,ünlü “Samanyolu”şarkısının bestecisi Udî Metin Bükey ile tanışması bilgi birikimlerine önemli ilâveler kazandırdı.
           O yıllarda Elvis Presley ve Beatles hayranlığının doruklarda dolaşan ve devamında “Çiçek Çocukları” olarak,”Savaşma-Seviş” felsefesinin bütün dünyayı etki altına alan “HİPPİ” akımının Türk Müzisyenler arasında oluşturmaya başladığı yeni bir formatla,Folk Müzik açılımının içerisinde buldu kendini. Bir ara Ersen,Ünal Büyükgönenç,Seyhan Karabay, ile araştırmalara başladı. Moğollardan Taner Öngür ile Folklor diyalogları oldu. Erkin Koray’ın Emek Sinemasında verdiği konsere dinleyici olarak katılımı,daha farklı heyecanları hissetmesine neden oldu. İleride ki birçok birlikteliklerin temelleri 60’lı yılların sonu ile 70’li yılların başında atıldı.
            Stüdyo çalışmaları esnasında yakından tanıdığı Kemanî Aslan Hepgür ve Cavit Deringöl’ün asla unutamayacağı ağabeyliklerinin uzantısı olarak tanıdığı; Kanunî Ahmet Yatman,Udî Kadri Şençalar,Tamburî Ercüment Batanay ve Klarinetçi Mustafa Kandıralı ile kurduğu dostluklar sayesinde Türk Sanat Müziğinin ne olduğunun bilimsel olarak farkına vardı. Eser formlarını,Usûlleri ve Makamları tanıdı. Taksimleri ve geçkileri bağlamaya uyarladı. Rock müzisyenlerle olan müzikâl muhabbetlerinden edindiği Armoni birikintilerini Akor kurulumu ile harmanlayıp kendine özgü bir form geliştirdi. Bu biçim içerisinde hem Türk Halk Müziğinin geleneksek zenginliği,hem Türk Sanat Müziğinin bilimsel izdüşümü,hem Film Müziklerindeki görsel yansımanın tahayyülde oluşturduğu farklılık,hem stüdyo ve sahne ortamında sanatçıların plâk ve konser çalışmalarına eşliklerden elde edilen tecrübeler;bütün bu faaliyetlerin tempo halinde hiç azalmadan devam etmesi sonucunda,sanatçı kişiliğinin kalitesi ve yürüdüğü hedefe hangi donanımlarla hareket ettiğini tanımlayan birikimi oluşturdu.
            Bütün bunlar onun hayatına, Tanrı tarafından hazırlanmış tesadüfler dizisi olarak üst üste gelmiş Türkiye’nin ilk Ses Mühendislerinden(Ton Maister-Ton
Engineer) Esat Kıral’ın o yıllarda çok yakın dostluğunu kazanmış olmasıyla ve kendisine tanıdığı imkânlardan azami istifade ederek tanıdığı Şerif Yüzbaşıoğlu,Ümit Aksu,Süheyl Denizci ve Norayr Demirci gibi ustaların kayıtlarını canlı olarak takip etmesi,ve melodiye giydirilen Armoni elbisesinin nasıl biçilip dikileceğinin kurgulanma biçimini keşfetmesine neden oldu. Bu öğretiler ona, ileride Aranjörlük yapabileceğinin ilk mesajlarını verdi.
            1968 yılında bir iddia ile başlayan “olur mu-olmaz mı”muhabbetinin peşi sıra,1976 yılına kadar Orhan Gencebay , Arif Sağ,Vedat Yıldırım Bora ile yakın mesai içerisinde olmuş,Almanya/Köln’de faaliyet gösteren ve 1968 yılında tanıştığı (daha sonra genel müzik direktörü olacağı)Türkofon Yayınevinin sahibi Yılmaz Asöcal’ın,bir sohbet esnasında kendisinden,”-Amerika’da ofis açma fikrime ne dersin?”önerisinin ardında Dünyanın en büyük Caz Müziği arşivine sahip ünlü “ATLANTİK REKORD’S”’un sahipleri Nasûhî ve Ahmet Ertegün kardeşlerin desteğini alma gayretleri içerisinde olduğunu öğrenince,”Californiya Berkeley Music İnstitud” ile yazışmaya başladı ve mektupla öğrenim programına dahil edildi. Amacı,olası bir Amerika seyahatinde Dünyanın en önemli müzik adamlarından Aranjör Arif Mardin ile tanışmaktı. Bu gerçekleşmedi ve Amerika rüyâsı bitti.
            1976 Eylül’de Almanya’ya gitti. O yıllarda Batı Almanya’nın Başkenti olan Bonn da ki Türk Büyük Elçiliği Kültür Ataşeliği tavassutuyla Köln ARD Stüdyolarında tanışma şanşına nail olduğu Alman Klâsik Müziği Orkestra şefi Werner Müller’in ilgisini çekerek, Orkestra Şefliği ve Kompozisyon kürsü Başkanı arkadaşı Prof.Hans Graf’ın Zürich’ten davetini aldı. Bu görüşmeler onu Berlin’e,Berlin Senfoni Orkestrasının prova ve konserlerine taşıdı. Bu yoğunluk birden ağır geldi. Biraz daha olgunlaşmalı,biraz daha birikim içerisinde olmalı,daha çok araştırmalı,daha çok öğrenmeliydi. Bu arada Yazar Fakir Baykurt’un dikkatini çekti ve çağrısına uyarak  Duisburg’a gitti. 1982’ye kadar devam eden fikir alışverişlerinin ardından Duisburg’ta “AWO-RAA-FORUM” bileşik çatısı altında, yabancı işçi çocuklarının sosyo-kültürel faaliyetlerinin programlanması,okuyamamış olanların dil eğitimleri ile, meslek edinmelerini sağlayacak olan kursların kotarılacağı gurup çalışmalarına katıldı. Aynı zamanda iki Türk,dört Alman’dan oluşan ve “ENSEMBLE ORİENTAL” adını verdiği Kültür orkestrasını kurarak ,(Türk işçilerinin Almanya’ya gidişiyle başlayan  süre içerisinde,yaklaşık yirmi yıl sonra Almanya merkez olmak üzere)”ORİENT-OKDİZENT”açılımıyla Doğu-Batı Sentezi adı altında ki çalışmalarını, Akademik platformlarda; Seminerlere, Konferanslara ve Festivallere taşıyarak, ve kendi ürünü olan repertuarlarıyla Plak,Radyo-TV. Yayınlarına yöneldi. Gurubuyla;  Almanya, Hollanda, Belçika,Lüksemburg,Fransa, İsviçre, Avusturya ve Danimarka’da yaklaşık 220 konser verdi. Yıllarca Türk Müziğinden beslenerek kişiliğinde topladığı onca birikimi elit bir ortamda onurla sergiledi. Kültür Orkestrası ile ARD ve ZDF Radyo/Televizyonlarında otuz civarında canlı yayına katıldı. Bremen Senfoni Orkestrası ile dört konser verdi. Kultur Amt (Alman Kültür Dairesinin)ve İşçi sendikalarının dikkatini üzerine çekti. 1979/1983 yılları arasında “Duisburg Universtat /FORUM/ İnternationale Zentrum” işbirliği içerisinde yaklaşık 4000’ne yakın yabancı işçi ailesinin çocuklarının,her türlü eğitimlerine bizzat katkıda bulundu. Bu çocukların arasından günümüzde ismini Anavatanına kadar duyurabilmiş onca genç müzisyen yetişmesine ön ayak olabilecek oluşumda yer aldı, ve bu faaliyetleri baz alarak harekete geçen diğer Alman Eyaletleri aynı uygulamaları kendi bölgelerinde uyguladılar. Türk işçilerinin bulunduğu tüm Avrupa Ülkelerinde bu tür çalışmalar proğramlanmaya alındı. Yerel ve bölge idarecileri tarafından takdir edildi. Günümüzde Yurt dışında yetişen binlerce Türk gencinin  Meslek ve Sanat sahibi olmalarına ön ayak olan ilk kurucu gurubun içerisinde onurla çalıştı. Bu tür çalışmalarını; Köln, Düsseldorf, Essen, Oberhausen, Mülhein a.d.Ruhr, Reklinghausen. Bochum, Gelsenkirchen ve Dortmund’da kendi kontrol ve talimatları doğrultusunda yönlendirerek,ve bu şehirlerde ki Yüksek Eğitim veren kuruluşlar tarafından“DOZENT”(Doçent) sıfatıyla taltif edildi.
            Türk Müziği Konservatuarının kuruluşunu görmeyi çok arzu etmesine ve şartların da yavaş yavaş olgunlaşmaya başlamasına rağmen,kendi toplumunun örf,âdet ve geleneklerine göre, yetişmesini önemle istediği çocuklarının eğitimi nedeniyle, 4/Nisan/!984’te,Türküola/Köln’de ki işinden istifa ederek Türkiye’ye döndü. Yurt dışında geçen dolu-dolu sekiz yılın birikimiyle İstanbul’da ki çalışmalarına bıraktığı yerden tekrar başladı. Sanat hayatının ,birikimlerle dolu sayfalarına yenilerini ekledi. Zeki Müren, Orhan Gencebay,Arif Sağ,Osman Bayşu, Vedat Yıldırım Bora,Neset Ertaş,Mine Koşan,Biricik,Erkin Koray,Şükran Ay, Şenay Şenses,Adnan Şenses, Esengül,Ferdi Tayfur,Müslüm Gürses,İbrahim Tatlıses,Vahdet Vural,Ercan Turgut,Sibel Can,Yüksel Özkasap,Neşecik(Zara), Bergen,Mahsun Kırmızıgül, Mustafa Topaloğlu,Özcan Deniz,Güler Işık,Semra Türel,Harika Avcı,Elvan Aktan,(vb.).........gibi daha bir çok sanatçı ile yapımlar yaparak, hem eser vererek, ve hem de Plaklarına eşlik eden orkestralara aranjörlük ve yönetmenlik yaparak,genel anlamda tam bir yoğunluğa bürünüp, müzik sektörünün şekillendirilmesine etki eden kişilerden biri olarak öne çıktı... Birlikte çalıştığı bir çok sanatçının,bir zamanlar çok revaçta olan “ŞARKICI AKTÖR” konsepti içerisinde çekilen yaklaşık seksene yakın filmin müziklerinin kotarılmasına iştirak etti.
            Dağarcığında ki birikimleri kendi geliştirdiği doğrularına uyarlamak suretiyle, başlangıçta anlaşılamamanın verdiği sıkıntılı günlere aldırmadan tamamen kendi duyumuna göre geliştirdiği “YAYLI SAZLAR AÇILIMINI” zaman içerisinde benimseterek,Müzik Sektörünün en önemli unsurlarından olan Orkestraların icraatlarında ki etkisinin gerek Vitiöziteye yansıması,ve gerekse Ritim Şifreleme sisteminin basit fakat daha kolay anlaşılır olması dolayısıyla, kendisinden etkilenen bir çok Enstrümanistin  ve Aranjörün yetişmesine vesile oldu. Bağlama ile her tür Müziğin icra edilebileceğini,Tampere Sisteminin perdelerde duruşu, Akort sisteminin beşli aralık üzerine kurgulanmasından ötürü Akorun ana ögesi olan “birinci-üçüncü-beşinci”seslerinin (Akorun çevrilmişlerine geçmeden önceki doğal yapısında,Akorun dominantının baş parmakla üst telde,beşinci sesin birinci parmakla orta telde,alt tele tekabül eden ve Akorun (Majör-Minör) kişiliğini belirleyen üçüncü sesin ise ikinci ve boş duran üçüncü parmağın müdahalesiyle çok kolay elde edilmesiyle aynı zamanda Ritim Gitarın akumpanyasının  iptidai de olsa varlığını görünce) Bağlamanın perde yapısının Diyatonik sesin Tambur perde sisteminde ki gibi dokuz komaya bölünerek ortada kalan bir komanın inici-çıkıcı yani yürüyücü görevinin kabul gördüğü mantığından yola çıkarak,Türk Sanat Müziğinin tüm makamlarının büyük bir rahatlıkla icra edebileceğini,zaten var oluş sebebinin Türk Halk Müziğinin temel enstrümanı olmasından dolayı hem Türküyü otantik haliyle yorumlayıp,aynı zamanda sağ elini ARPEJ-AKOR dahil istediği tarzda ki ritim yürüyüşüne adapte edebilme kolaylığından yola çıkarak Bağlama icraatında Armoniyi uyguladı. Berkeley Music İnstitud öğretilerinin de bu düşünce ile örtüştüğünü farketmesiyle;Modern Armoninin (özellikle Caz Müziğinde)”EKSİK İKİLİ”yi (örn:LA-Sib/RE-Mİb) yürüyücü olarak kabul etmesini,Kemâl İlerici’nin;”Hüseynî Makamının beşinci derecesi gibi Uşşak Makamının da dördüncü derecesi durağandır tezinde işâret ettiği yürüyücünün aşağıya ve yukarıya doğru aynı ses(L kararda  komalı Sİ sesi) olduğunu öne sürüşünü benimseyerek kendi armonizasyon anlayışını kendi araştırmalarında analiz etti ve uyguladı.
            Daha önce Arif Sağ ve Yavuz Top’un halk Müziği Enstrümanlarının çağdaş hale getirilmesi fikrinden yola çıkarak,Bağlamaya taktıkları dördüncü telden,Halk Müziği tavırlarına uygun düşmemesi ile vazgeçmelerini dikkate alarak,dördüncü telin tıpkı Keman,Ud,Gitar metotlarında ki uygulamaya göçürülmesiyle Bağlamaya yeni bir kişilik kazandırılacağı inancını diri tutarak, Dört Telli Bağlama Taksimi için orkestrasyon hazırlayarak,ve bu introyu İsmet Topçu’nun yorumuna açarak,Sibel Can’ın ikinci kasetinin tiraj avantajını lehte kullanarak,geniş kitlelerin dikkatini bu notaya toplamayı sağladı. Bu etüt;yeni bir anlayışla,günümüz bağlama icraatçılarının yorumlarına ilâve oldu.
            Türküola/Köln Yayın Evinin,(Alman müzik eserleri telif haklarını koruyan GEMA örneğinde olduğu gibi)Türk eser sahiplerinin Almanya’da satan eserlerinden doğan teliflerinin Türkiye’den de takip edilebilmesi amacıyla İstanbul’da,“Tüm Dünya” Telif Hakları gurubunun kuruluşuna karar vermesiyle,Av. Halil Aksoy ile kuruluş çalışmalarına katıldı. Bu uygulama daha sonra “MESAM”ın kurulmasına örnek teşkil edecek bir hizmet oldu.
            Besteci olarak altı yüz civarında sözlü ve sözsüz eser üretti. Bunların üç yüz elli kadarı çeşitli sanatçılar tarafından yorumlandı. Henüz yorumlanmamış iki yüz elli civarında ki çalışmalarını özel arşivinde bulunduran sanatçı her türden eser verebilecek kadar (Türk Halk,Türk Sanat,Dinî [İlâhî-Kaside],Fantezi,Rock,Taverna,Tango,Saz eseri/Peşrev, Dans okulları için Oryantal,iki sesli Çocuk şarkıları,Film ve Reklâm müzikleri gibi) oldukça renkli bir üretim sergiledi. Yaylı Sazlar için yazdığı kırka yakın etüt;zaman, zemin ve kapital üçgeni içerisinde yorum beklemektedir. Türk Halk Müziğinin bir gün mutlaka uluslar arası platformda yorumlanması gerektiğine dair arzular taşımakta. Bu açılımı da; her Üniversitenin bir konservatuarı,her konservatuarın bir senfoni orkestrası ve her ilin de bir Opera binasına sahip olup,kendi kültürümüzün çağdaş yansımasının homojen dokusunu kaybetmeden sergilenmesini sağlayacak olan bir nesil yetiştirmekle mümkün olabileceğini,ve bu hedefe ulaşmanın en kısa zamanda gerçekleşmesini ve bu konuda çok geç kalındığını ısrarla yinelemektedir. Örneğin:”ATATÜRK”,”Fatih Sultan Mehmet”,”Barbaros Hayrettin”, ”Genç Osman”,”Hoca Ahmet Yesevî”, “Hacivat-Karagöz”,”Nasrettin Hoca”,”Hacı Bektaşî Velî”,”Mevlâna”,”Yunus Emre”,”Pîr’i Reis”,”İbnî Sînâ”,”Mimar Sinan”,ve daha bir çok manevî ve kültürel değerlerimizin Opera yorumlarının,Türk Halk Dansları Topluluğunun katılımıyla, modernize edilmiş geleneksel halk sazlarımızın benzersiz ve eşsiz tınıları eşliğinde kitlelerin beğenisine,ve Dünya kültür mirâsına armağan edilmesine hiç kimsenin hayır diyemeyeceğini,bilhassa bu tür icraatların derin izler bırakacağını önemle arz etmektedir.
            Eşi ve;Beste,Ece,Deha isimlerinde ki üç evlâdı ile Silivri de ikâmet eden sanatçı şu sıralar;Ailesinin soy ağacını da içeren büyük boy otobiyografisini ve müzik eserlerini bir arada sunacağı kitabını yazmakla meşgul olup,arzu edipte yapmaya muvaffak olamadığı birçok öngörüsünü de derleyip, notları arasında,geleceğe yansıtma amacını gütmektedir.
            Ne diyelim? Kolay gelsin! 
 

‘USTA AKCİĞER KANSERİNE YENİK DÜŞEREK 09 EYLÜL 2007 TARİHİNDE ARAMIZDAN AYRILMIŞTIR…’